RUH GÜZELLİĞİ NASIL KAZANILIR?

 İnsan ruhu güzellikten zevk alacak şekilde yaratılmıştır. Her zaman en kusursuz olanı ve mükemmeli arar. En ufak bir detay bile gözüne çarpar, dikkatini çeker. Ancak insan, özlemini duyduğu kusursuz fiziksel güzelliği dünyada tam olarak hiçbir zaman bulamaz. Bu güzelliğe ancak cennette sahip olacaktır. Buna karşılık cennetteki sonsuz ve kusursuz yaşama ve nimetlere, bu dünyada kazanacağı ruh güzelliği ile kavuşacaktır. Ruh güzelliği ise yalnızca Kuran ahlakının yaşanması ile kazanılabilir. Yüce Allah'a iman eden, her şeyin karşılığını O’ndan bekleyen ve Yüce Allah’ın sınırlarını koruyarak Kuran ahlakını yaşayanlar, ruh güzelliğine, asalet ve izzete sahip olabilirler. Böyle bir insan, şartlara ve kişilere göre değişmeyen, çıkar peşinde koşmayan, haysiyetli, tevazulu, şerefli ve asil bir tavra sahip olur. Yüce Allah Kuran'da gerçek ahlak güzelliğine, dolayısıyla da ruh güzelliğine sahip olan kullarının sonsuz hayatlarını geçirecekleri yerin cennet olduğunu şöyle bildirmiştir:

“Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular)dan sakındırırsa, Artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir.” (Naziat Suresi, 40-41)


RUH GÜZELLİĞİ NASIL KAZANILIR?


Akıl Sahibi Olmak Ruh Güzelliği Kazandırır

Hırs ve bencil tutkular, insanın kalbini kararttığı gibi aklının da kapanmasına sebep olur. Kıskançlık, maddi değerlere karşı duyulan tutkulu istek, fakir kalma, sahip olduklarını kaybetme, hastalanma gibi geleceğe yönelik korkular insanın aklını kapatır. Eğer insan bu duyguların esiri olursa niçin yaratıldığı, Yüce Allah‘a nasıl kulluk etmesi gerektiği gibi asıl aklını kullanması gereken konuları unutur. Bu nedenle ruh güzelliğinin en önemli şartlarından biri aklın açık ve berrak olmasıdır.

İnsanın aklının gelişmesi, kalbinin "Allah'ın zikri" ile dolmasına bağlıdır. Yüce Allah'ın büyüklüğünü ve yaratışının mükemmelliğini düşünen, O’nun nimetlerini anan, O'nu yüceltip, tesbih eden ve O'na ibadet eden bir kimse Yüce Allah'ı tanıyıp O'na itaat ettikçe hırslardan, korkulardan, bencil tutkulardan arınır ve ruhunu temizleyerek gerçek ruh güzelliğine kavuşabilir.

Ruh güzelliğini amaçlayan akıl sahibi kişiler öğüt alabilen ve başkalarından gelen doğruları kolaylıkla kabul edebilen, temizlenip arınmayı şiddetle isteyen kimselerdir. Bu nedenle Allah, onların bu ahlakını, "Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar..." (Zümer Suresi, 18) ayetiyle haber vermektedir.


Nefsi Fücurundan Temizlemek Ruh Güzelliği Kazandırır

Yüce Allah, insanı yaratırken nefsini düzenlemiş ve ona "fücur" (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ilham etmiştir. Bu konuyu Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:

“Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). (Şems Suresi, 7-8)

İnsanın, ayetlerde bildirilen kötülükten temizlenmesinin yolu ise, bu kötülüğün varlığını kabul etmesi ve Rabbimiz’in gösterdiği biçimde ondan sakınmasıdır.

Mümin, Kuran ahlakının verdiği bilgi ve terbiye sonucunda nefsinin içinde kötülük bulunduğunu ve ondan sakınması gerektiğini öğrenir ve kabul eder. Ancak, Yüce Allah'ın varlığının, birliğinin farkında oldukları ve Rabbimiz’in hükümlerine karşı gelmekten sakındıkları için de nefislerindeki fücuru (inkara, günaha ve isyana girişmek, fasık olmak, yalan söylemek, başkaldırmak, karşı gelmek, haktan yüz çevirmek, nizamı bozmak, ahlaki çöküntü vb) örtmez, açığa çıkarıp vicdanını dinleyerek bunları temizler ve Yüce Allah'ın ilham ettiği şekilde ondan sakınır. Kuşkusuz bu son derece önemli bir özelliktir. Çünkü fücurdan sakındığı için, ruhunda yaşadığı bu güzelliği maddi ve manevi olarak hayatının her safhasına taşır ve bu şekilde de ahlakında oluşan temizliği dışa yansıtmış olur.



Vicdanın Sesini Dinlemek Ruh Güzelliği Kazandırır

Yüce Allah Secde Suresi'nde insana Kendi Ruhundan "üflediğini" şöyle haber verir:

“... O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülale'den), basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu" ve ona ruhundan üfledi...” (Secde Suresi, 7-9)

Bu nedenle müminin sahip olduğu tüm güzel vasıflar, aslında Yüce Allah'ın kendisine "üflemiş" olduğu ruhta mevcuttur. Dolayısıyla insanın içinde, kendisini sürekli olarak doğruya çağıran yanılmaz bir pusula vardır. Bu pusula insanı doğruya yönelten vicdandır. İnsan sürekli olarak bu sese kulak verdiği ve Kuran'da bildirilen hükümleri tam olarak kavradığı takdirde, daima doğru yolda ilerleyecek ve Yüce Allah’ın kendisine bahşettiği ruhu güzelliğe kavuşacaktır.


Ruh Güzelliği Müminlerin Dış Görünümlerine de Yansır

Ruh güzelliğinin en önemli özelliklerinden biri bu güzelliğin sahip olan kişinin dış görünüşüne de yansımasıdır. Kuşkusuz dış görünüşle kastedilen öncelikli olarak, Allah’ın ruh güzelliğine sahip olan kullarına nasip ettiği nurdur. Bu nur aynı zamanda her görende etki meydana getiren ve kişiye güven duyulmasına vesile olan bir rahmettir. Samimi ve tevazulu bir mümin Allah’a tevekkül etmenin, fıtratına uygun olan Kuran ahlakını yaşamanın getirdiği rahatlık, huzur ve imanının etkisiyle göze çok heybetli görünür. Şüphesiz Peygamber Efendimiz (sav), samimi imanın kazandırdığı ruh güzelliğinin fiziksel görünümde meydana getirdiği heybet ve etkiye en güzel örneği oluşturur. Sevgili Peygamberimiz (sav)’in görenlerde hayranlık uyandıran dış görünümü bir hadis-i şerifte şöyle aktarılmıştır:

Hz. Hasan (ra) naklediyor:

"Resulullah Efendimiz (sav), yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Mübarek yüzü, dolunay halindeki ayın parlaklığı gibi nur saçardı. Orta boyludan uzun, ince uzundan kısa idi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. Peygamber Efendimiz (sav)’in rengi, ezher'ul-levn (pek beyaz ve parlak renk) idi, yani nurani beyazdı. Alnı açıktı. Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı. Boynu, saf mermerden meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti..." (Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 2. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 18-22-23)



Müminler Ruh Güzelliğinin Getirdiği Cennet Benzeri Ortamı Henüz Dünyada İken Yaşamaya Başlarlar

Müminler Kuran ahlakının kazandırdığı ruh güzelliği ile, dünyevi hırsların peşinde koşan kendi istek ve tutkularına kapılarak çok büyük bir nimet kaybına uğrayan inkarcıların aksine, huzurlu, mutlu, güven dolu bir ortam içinde dostça, kardeşçe, hoşgörü ile yaşarlar. Sabırlı, itidalli, akıllı, makul, dengeli, affedici, şefkatli, sevgi dolu, güzel ahlaklı olmanın derin imani zevki ile dünyada da cennet benzeri bir ortam oluşturabilmek için ciddi bir çaba harcarlar. Bulundukları ortamlarda diğer mümin kardeşlerinin güzel ahlaklarına da şahit olarak bu şekilde hem her an Allah’ı anarlar hem de cennete olan özlemleri artar. Çünkü bu hoşnutluk ve güzellikler, cennette Allah’ın izniyle sonsuza kadar artarak sürecektir.



Ruh Güzelliği Kazananlar Cennetle Müjdelenirler

Yüce Allah’a gönülden iman eden Müslümanları dünyada da ahirette de diğer insanlardan ayıran en önemli fark, ruh güzelliğidir. Bu nedenle tüm müminler için ruh güzelliğine sahip olmak, büyük önem taşımaktadır. Sonsuz rahmet sahibi Rabbimiz’in Kuran-ı Kerim’de detaylı olarak bildirdiği güzel ahlak özelliklerine sahip olmak için samimi bir çaba harcamak ve Kuran’da bildirilen yasaklardan titizlikle sakınmak ise bir kişinin ruh güzelliğine sahip olması için Allah’ın izniyle önemli birer vesile olacaktır. İman eden her insan, Allah'tan korkarak, O'na itaat ederek, O'nun hükümlerini yerine getirip, helal ve haram sınırlarını koruyarak, nefsinin heva, istek ve bencil tutkularından korunarak, Yüce Allah’ın beğendiği ruh güzelliğine kavuşup, felaha (büyük kurtuluş ve mutluluk) ulaşabilir. Bu müjde bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir:

“…Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir.” (Mücadele Suresi, 22)

İnsan, vicdanına uyduğu sürece, Yüce Allah'ın bazı sıfatlarının tecellilerini üstünde taşır. Rabbimiz'e ne kadar yakınlaşır, ne kadar teslim olursa, Yüce Allah'ın üstün ahlakını daha çok kazanır ve mükemmel bir ruh güzelliğine ulaşarak, "yaratılmışların en hayırlısı" (Beyyine Suresi, 7) olmayı umabilir.

Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinden birinde cennetteki ruh güzelliğinin oluşturduğu bu ortam şöyle tarif edilir: “... Kalpleri, tek bir kimsenin kalbi gibidir. Aralarında ihtilaf, husumet yoktur...” [Kütüb-i Sitte-14, s. 449/3]

Ruh güzelliğine sahip olan bir mümin, aklından ve vicdanından her türlü kötülüğü uzaklaştırmıştır. Kuran’dan habersiz kimselerin son derece normal karşıladıkları kin, kıskançlık, zalimlik, bencillik gibi birtakım çirkin özellikleri ruhunda asla yaşatmaz. Yüksek bir ahlaka özendiği için, yüksek bir ruha sahiptir.


Ruh Güzelliğini Kaybeden Kişilerin Dış Görünümleri Nasıldır?

Din ahlakına uygun olmayan bir yaşam süren insanlar, iman etmedikleri için mutsuz ve manen tatmin bulamayan bir hayat içindedirler. Kendi istek ve tutkularına göre yaşayan, nefsi ve hevası ne emrediyorsa tereddütsüz ona uyan bu kişiler müminlerin sahip olduğu ruh güzelliği ve asaletten uzaktırlar. Çevrelerinde de kendileri gibi insanlar olduğundan daima mutsuz, üzüntülü, bunalımlıdırlar, sürekli bir arayış içerisinde çırpınarak ömürlerini geçirir ve yapayalnız hayatlarını yitirirler. Bu kesim içinde çok genç yaşta da olsalar, maddi olarak her türlü imkana da sahip olsalar, bunalıma giren, uyuşturucu kullanan, mutsuz olan insan sayısı çok fazladır ve bu ruh hali toplumun iman etmeyen tüm kesimlerine yansımıştır.

Allah için sabretmeyi, tevekkül etmeyi ve Yüce Allah'a yönelmeyi bilmeyen ve Kuran ahlakının getirdiği ruh güzelliğini yaşamaktan uzak olan bu insanlar:

  • Yaşadıkları imani boşluk ve tevekkülsüzlükleri sebebiyle sağlıklarını kolaylıkla yitirebilir, çok çabuk hastalanabilir, en basit bir hastalıktan bile kolayca iyileşemeyecek şekilde etkilenirler.
  • Çabuk üzüldükleri, karamsar oldukları için güzelliğine çok önem verdikleri bedenleri de karanlık ruh hallerinin etkisiyle henüz genç yaşta yıpranmaya ve yaşlanma alametleri göstermeye başlayarak bozulur.
  • Fiziki anlamda gösterişli bile olsalar, dikkatli bakıldığında bedenlerinde yoğun hastalık belirtileri göze çarpar. Gözleri canlılığını yitirmiştir, bakışları donuk olur.Yüz kaslarının kasıldığı, doğal olmadığı çok rahat anlaşılır, ciltleri kalınlaşır, damarları çıkar, ellerindeki kemikler belirginleşir. Yine ciltlerinde genel bir sararma hakim olur.