RUHTAKİ "HAFİFLİĞİN" TEHLİKESİ VE RUHUN “DERİNLEŞTİRİLMESİ

RUHTAKİ HAFİFLİĞİN TEHLİKESİ

 "Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir." ( Hac Suresi, 74)

Ruhlarında ‘hafifliği’ barındıran insanlar Allah’ın ayette bildirdiği, ‘Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemeyen’ kimselerin konumuna girmekten sakınmalıdırlar. Allah’ın insanlara gösterdiği sonsuz yaratılış delillerini görmezden gelen, Allah’ın ahirette vereceği sonsuz cehennem azabını düşünmeyen ve hayatlarını şeytanın kontolünde bomboş geçiren bu insanlar, kendilerini derin düşünmekten uzaklaştıracak her türlü basit ve akılsızca eylemin içine girerler.

Kendilerini sürekli, imandan uzak kalmalarını sağlayan o ‘hafif ve basit ruh halinde’ tutararak yaşarlar. Allah korkusundan kaynaklanan asil bir ruha sahip değillerdir. Hayatlarının her aşamasında hep asaletten, üstün ahlak özelliklerinden en uzak ruh halini tercih ederler. En avami, en basit tavırlardan, çirkin ve tiksinti veren şeylerden zevk alırlar. Derinlikten ve onun getireceği derin ahlak özelliklerinden ise şiddetle kaçınırlar.

Asil bir ruha sahip olmak, ancak Allah’ın dilemesiyle iman eden müminlere ait bir özelliktir. Bu özellik Allah’ı derin düşünen Müslümanlara Allah’ın verdiği bir lütuftur. Nefislerine uymayarak yaşamlarını Allah’a adayan ve ahirette Allah’ın rızasını uman müminlerin sürekli tefekkür ettikleri konulardan biri de cehennemdir. Bu gerçeklerin şuurunda yaşamaları ve tüm bunları derinlemesine düşündükleri için de ruhlarında ‘hafifliği’ barındıramazlar. Rabbimiz, her an Allah’tan korkup sakınarak yaşayan, Allah’ın rızasını, Kuran ahlakını, ölümü, cenneti, cehennemi düşünen Müslümaları, imanda kararlı ve güçlü ruh yapısına sahip bir ahlaka yöneltir. Böylece müminler sürekli daha güzel ahlaklı, daha akıllı ve daha asil ruhlu olurlar. Cennet özlemi içerisinde oldukları içinde sürekli kötü ve çirkin şeylerden yüz çevirir; hep kendilerini Allah’a yakınlaştıracak vesileler ararlar. Daha güzel ahlakı aramaktan hiç bıkmadan, zevkle ve sabırla nefislerini eğitirler. Bunun sonucunda da müminler, inşaAllah Rabbimiz’in, "İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. Orda ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir." (Furkan Suresi, 75- 76) ayetleriyle vaadettiği cenneti umabilirler.

“RUHU DERİNLEŞTİRMEK” İÇİN

Allah'a olan sevgilerini ruhlarında en derin şekliyle yaşamak isteyen müminler, "Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın..." (Maide Suresi, 35) ayetiyle bildirildiği gibi, kendilerini Allah'a yakınlaştıracak her yolu denerler. Yaşamlarını, dünyadaki değil ahiretteki sonsuz hayata göre ayarlamışlardır. Bu nedenle dünya hayatındaki asıl amaçları Allah'ın rızasını kazanmak ve sonsuz hayatları için cennete layık olabilmektir. Allah'a derin bir sevgiyle bağlanır ve Allah'ın Kuran'da bildirdiği ahlaka tam olarak uyarlar. Yaşadıkları her anı Allah'ın yarattığını bilir ve insanların rızasını düşünmeksizin mutlaka Allah'ın hoşnutluğunu hedeflerler.

Müminler yeryüzündeki herşeyin Allah'ın bir tecellisi olduğunu bildikleri için, birbirlerindeki üstün özellikleri de Allah'ın yaratma sanatının tecellileri olarak görürler. Dünyadaki tüm güzellikler gibi, Allah'ın beğendiği ahlakı yaşayan müminlere olan sevgilerinin bir sebebi de zaten budur. Bir insanın Müslüman olup Allah'ın sınırlarını koruması, Kuran'a uygun olarak güzel ahlak özelliklerini arttırması, nefsine uymayıp her zaman vicdanından yana tavır göstermesi müminlerin çok hoşuna gider. Gördükleri her güzel özellikte birbirlerine olan sevgileri daha da artar. Müminlerin birbirlerindeki bu güzel ahlakın, Allah'ın üstün ahlakının tecellisi olduğunu bildiklerinden, asıl olarak Rabbimiz'i tefekkür edip Allah'a olan sevgileri sürekli olarak artar. Bu vesileyle ruh derinlikleri de kat kat artar.

Bir insanın ruhu ancak iman ve Allah sevgisiyle derinleşir. Ruhun derinleşmesi, bir müminin ahiretteki sonsuz cennet nimetlerinden zevk alabilmesi, kıymetini bilebilmesi ve Allah'ın lütfunu takdir edebilmesi için kesin olarak gereklidir. Dünya hayatında derinleşmeyen, kof ve yüzeysel kalan bir insan, dünyadaki nimetleri, Allah'ın kendisi için lütfedip yarattığı güzellikleri göremeyen ya da bunları gereği gibi takdir edemeyen bir insanın, cennetteki kusursuz ve sonsuz güzellikteki nimetlerden zevk alabilmesi elbetteki söz konusu olmaz. Bunun için öncelikle dünya hayatında bu ahlakı yaşaması; ruhunu derinleştirmesi ve güzelliklerden, nimetlerden, Allah'ın üstün tecellilerinden derin bir zevk alabilecek bir ruh zenginliği elde etmesi gerekir.

Allah dünya hayatında insana çok kısa bir ömür vermiştir. Ve süratle geçen bu zaman, müminin imanını geliştirip Allah'a yakınlaşması, ruhunu derinleştirmesi için tek fırsattır. Trilyonlarca değil katrilyonlarca değil, "sonsuz hayat" olan ahiret, dünya hayatıyla kıyaslandığında dünyada geçirilen vakit 'TEK BİR SANİYE BİLE DEĞİLDİR'. O yüzden Allah'ın verdiği bu ruhu dünya hayatının boş amaçları uğruna harcamak yerine asıl hayat olan ahiret hayatı için İMANLA DOLDURUP en güzel şekilde hazırlamak gerekir.